Anneler Günü

Arkadaşlar gecikmeli de olsa anneler günü için daha önce yazdığım bir yazıyı burada da yayınlamak istedim. Ve yazımı düzeltmek için okurken yazı yazmayı, ne çok özlediğimi fark ettim. Sanırım ara sıra yine benim yazılarıma katlanmak zorunda kalacaksınız :)

Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun.

Bir Kadının Hikayesi

 

Düzeyli ilişkilerin yaşandığı, herkesin özelinin, genel olduğu bugünlerde, size bambaşka bir kadın portresi sunmak istedim.

 

Kimdir bu kadın?

 

Bu kadın aşıktır.

 

Bu kadın fedakardır.

 

İşte böyle bir kadının hikayesidir bu…

 

Çocukluğu Ege’nin bir şehrinde, eski bir Rum köşkünde geçmiş olan şehirli bir kızın, köyde yaşayan bir delikanlı ile aşkıdır bu yazıda okuyacağınız. 

 

Aslında bu kadının hikayesi, başından beri fedakarlıklara dayalıdır. Babasının iflasının ardından köşk satılır. Annesi ile babası ayrılırlar. Küçük bir kızken, birden kardeşinin küçük annesi olmak zorunda kalır. Eğitimi ortaokulda son bulur.

 

Genç bir kız olduğunda, ilk görüşte aşık olur delikanlıya. 18 yaşında evlenirler.

 

Çok zorlu şartlar nedeni ile adamın köydeki evinde, ailesi ile birlikte yaşamak zorunda kalır. Gündüz halı dokuyarak kazandığı paraya, akşam terziliği de ekler, biricik aşkını okutur.

 

Sonrasında ilk çocukları dünyaya gelir.

 

Aynı zorluklar devam ettiği için çocuğunu 5 yaşındayken babaannesine bırakır ve “acı vatan” Almanya’ya çalışmaya gider kadın. Amaç bellidir: Daha iyi yaşam şartlarına ulaşabilmek için, bir süre çalışıp, para biriktirmek ve en kısa sürede vatanına, çocuğuna ve aşkına geri dönmek. Asla orda kalmaya niyetli değildir.

 

Daha çabuk para biriktirebilmek ve hemen geri dönebilmek için çift vardiya çalışır, sabah saat dörtte çıktığı evine gece karanlığında gelir. Uçak yerine, dört günlük otobüs yolculuğunu tercih eder vatanına gelirken.  

 

Almanya’da, çok zor şartlar altında geçen 5 yılın ardından, adamın tayini İstanbul’a çıktığı için, biriktirilen paralara eşten-dosttan alınan borçlar eklenir, İstanbul’da bir ev alınır.

 

Derken ikinci çocuk dünyaya gelir.

 

80’li yıllar yaşanmaktadır o sıralarda Türkiye’de…

 

Sokağa çıkma yasakları arasında, adamın hastanede tuttuğu nöbetler boyunca, iki çocuk ve bir kadın baş başadır.

 

İkinci çocuğu 3 yaşına geldiğinde tekrar çalışmaya başlar kadın. Amaç yine bellidir: Çocuklarına daha iyi yaşam şartları sunmak, kendisinin yarın kalan eğitimin aksine onların en iyi okullarda okumasını sağlamak.

 

Tüm bu yıllar boyunca, kendi istekleri hep en son sırada yer alır.  Çocuğum okuldan eve geldiğinde, sıcak bir ev bulsun diye, 6 yıllık çalışma hayatının ardından işinden ayrılır. Komşuları, sürekli yeni mobilyalar alırken, altı ayda 3 kez perde değiştirirken, o aynı eşyalarla 30 sene geçirir, ama mahallede kolejde eğitim alan sadece onun çocuğudur.

 

Peki bu hikayenin sonu?

 

Hikayenin sonu yok. Bu kadın hala fedakarlık yapmaktadır.

 

Çocuklarının, “anne sat ye Allah aşkına, biraz da sen yaşa, biz başımızın çaresine bakarız” ısrarlarına rağmen, yıllarca borç ödeyerek alınan evleri satmaz, “dünya hali, yarın ne olacağı bilinmez, başınızı sokacağınız bir eviniz olsun, onlar sizin” der.

 

Yıllarca çocukları için yaşadığı yetmezmiş gibi, şimdi de torunlarını düşünür.

 

Ve hala kocasına çok aşıktır.

 

Kendisi hastalanır üzülmez, kocası hastalanır, günlerce ağlar. Biricik aşkını, bir gece yalnız bıraksa, ikinci gün hemen onun yanına döner. Sadece o mutlu olsun diye, Ege’deki köylerinde ev alınır ve yılın yarısı orda geçirilir.

 

Ve küçük çocuğu, artık her şeyin kıymetini daha iyi bildiği yaşlarına geldiği için, annesinin evine her gidişinde, üzerlerinde onun yaşanmış anıları olduğu için, 30 yıllık eşyalarını birer birer aşırır.

 

 

Anneler günün kutlu olsun anneciğim…

 

Okuyana Not: Yazı eski yazımdan copy-paste olduğu için biçimsizliğin kusuruna bakmayın lütfen

Posted on Mayıs 12th, 2008 under Annelik Üstüne, Ordan Burdan, Şekerlik | Yorumlar: 2

Sürprizzzz

Size haberlerim var ama kısmi olarak sürprizzz… 

1-Yazlık saça geçmiş bulunmaktayım :) Renk ve boy olayını girdim. Ne zamandır düşünüyordum yapsam mı yapmasam mı diye, ama 3.sürpriz nedeniyle bu hafta yaptımmmm.

2- Yeni bir elbise diktim. Bitti dün. Fotosunu 3.sürprizde göreceksiniz. 

VEEEEE 3.Sürprizzzz; Cumartesi günü biz aile fotoğarafları çektireceğiz…. Pemra çekecek inşallah bir aksilik olmazsa. Profil resmim de dahil, daha önce 3 kez fotoğraf çekimlerimizi yaptı arkadaşım ama nedense-genelde çalıştığı için- hiçbirinde kocam yoktu :) Ve Pemra’nın uzun süredir gündeminde olan bizim aile çekimimiz artık bu cumartesi gerçekleşecek, İNŞALLAH…

Ve ben yeni saçlı, yeni elbiseli, o çok süper fotoları, sizinle paylaşacağım haftaya. Bekleyin anacığımmmm, sürprizzz

Posted on Mayıs 8th, 2008 under Annelik Üstüne, Dikiş / Sewing, Ordan Burdan | Yorumlar: 12

3 Kadın

Sevgili Terzi Yamağımız Nur ve Fortuna beni mimlemişlerdi… Konu yakınlarımız haricinde beni etkileyen 3 kadın. Bulmakta biraz zorlandım, itiraf ediyorum!! Çokkk geçmişe gitmedim, açıkcası bu yazdıklarım da beni etkiledi mi bilemem ama TAKDİR ettiğim kesin. İşte o 3 bayan;

sienna.jpg       oprah.jpg        canan-tan2.jpg

İlki İngiliz Gülü Sienna Miller. Belki hatırlarsınız, Digitürk’ün yeni sayılabilecek zamanlarında KEEN EDDIE diye bir dizi vardı - hatta Eddie rolündeki adamcağız da şu anda Boston Legal’da oynuyor. İşte ben bu minyon ve müthiş hatun ile taaaa o zaman tanıştım. Ve bayıldım. Çok hoşuma gitmişti. Bence müthiş güzel, seksi, inanılmaz bir moda zevki olan, oyunculuğuna hayran olduğum bir hatundur kendisi. Her ne kadar Jude Law’ın sevgilisi ünvanı ile ünlenmiş olsa da, ben onun oyunculuğunu da çok beğenirim, özellikle Alfie ve Factory Girl’de çok iyiydi bence. Ayrıca kendisini tebrik ediyorum ki, Jude Law’dan ayrıldıktan sonra da hem iyi filmlerde rol almaya, hem başarılı moda anlaşmalarına imza atmaya - bkz. Tods- hem de kendi moda markasını yaratıp ülkemizde bile satmayı başarabilmiştir. Alkışlar, İngiliz Güzeli Sienna’ya.

Sıradaki bayan Oprah Winfrey. Onu tanımayan yok tabi ki, enterasan bir başarı hikayesi var Oprah’nın - bu arada asıl adı Orpah’mış. Yoksulluklar içinde geçen çocukluk sonrası  Amerika’nın en etkili ve en zengin “celebrity”sine dönüşmüştür kendisi. Kendisi o kadar etkilidir ki, tavsiye ettiği bir kitap en altlardeyken satış listelerinin tepesine çıkar ve milyonlar satar (bkz. Secret - Sır), programına çıkardığı bir doktor dünya çapında ünlü oluverir (bkz. Mehmet Öz). Muhtemelen sıradaki projesi Obama’yı Amerikan başkanı yapmaktır. Ama tüm bu eğlencenin yanısıra programında çok faydalı işler de yapar, örnek ben Darfur’u onun programında tanıdım (eh biraz ayıp tabi daha önce haberimin olmaması- ama olsun, geç olsun güç olmasın).

Ve son olarak bizden biri; Canan Tan. Piraye ve Yüreğim Seni Çok Sevdi‘de az mı ağlattı beni… Romanları mutlaka büyük aşklar ve güçlü kadınlar etrafında döner. Kadınlar aşkı uğruna herşeyi göze alır, ama sonuç hep hüsrandır malesef… Hayat, aşkı hep yener. Her seferinde o karakterlerin yerine kendimi koyarım, ben olsam ne yaparım diye ve bir solukta bitiririm onun romanlarını. Yalın dili, büyük aşkları ve akıcı kurgusu ile hep benim favorilerimden biri olacak Canan Tan.

 Resimler Kaynak: people.com, maximum.com.tr, wikipedia.com

Posted on Mayıs 8th, 2008 under Dikiş / Sewing, Ordan Burdan | Yorumlar: 5

Haydi Eyleme

Çok güzel bir eylem çağrısı okudum geçenlerde. Yonca Tokbaş’ı tanıyanlarınız vardır belki, bizim tanışıklığımız biraz komik ve olaylı olmuştur, ama haticeye değil neticeye bak derler ya, işte öyle birşey bizim ki…

Yazıyı buyrun BURADAN okuyun…

Yonca’nın da iznini alarak yazıyı sizlerle paylaşmak istediğimi söyledim, o da “ama bana yazdığın yorumu da ekle” dedi. Önce lütfen onun yazısını, sonra da benim yorumumu okuyun.

Benim yorumum: Yonca, ben şahsen bu eylemi tek başıma yapanlardanım. Asansöre her bindiğimde iyi günler diler, garaja giderken çalışan bahçıvanı ya da temizlik görevlisini görünce kolay gelsin der, suyumu aldığım büfeye hayırlı işler diye girer, iyi günler dileyerek çıkarım.
Ama bu bana babamdan geçen bir alışanlıktır. Ben çocukken babamla dışarda dolanırken babam yol kenarında çalışan birine “kolay gelsin” dedi, ben de “baba tanıyor musun, kim o?” dedim çocuk aklımla, babam da “yooo, tanımıyorum ama tanımama gerek yok” demişti. O gün bugündür ben de babamın öğrettiğini yaparım.
 
sanırım bizim de görevimiz bu alışkanlığı kendi çocuklarımıza edindirmek …

Haydi, hep beraber, bu eylemi başlatalım arkadaşlar. Asansöre her bindiğimizde MERHABA diyelim. Kasadaki görevliye TEŞEKKÜR EDELİM. Alışveriş yaptığımız mağazadan çıkaren İYİ GÜNLER dileyelim. Komşumuza KOLAY GELSİN diyelim. Yabancılaşmayalım birbirimize.

Ama en çok bunların hepsini ÇOCUKLARIMIZA ÖĞRETELİM.

Posted on Mayıs 6th, 2008 under Annelik Üstüne, Ordan Burdan | Yorumlar: 7

Scarlett, ne ola ki??

Scarlett

Hani şu geçen cuma Beyaz Show’a konuk olan meşhurrrrr Scarlet var ya, hani gizemli olan, onun ne olduğunu öğrendim ;)

Siz de öğrenmek istiyorsanız tıklayın bi zahmet… 

Gerçi 6 Mayıs’ta açıklanacaktı zaten, ama şu saat itibariyle merakınızı geçirebilirsiniz; olay LG’nin yeni televizyon pazarlama kampanyasıymış arkadaşlar… Yalnız, olayın arkasındaki dehayı AYAKTA alkışlıyorum!!

Posted on Mayıs 6th, 2008 under Dikiş / Sewing | Yorumlar: none